Skip to main content

Full text of "Turkish Books - Ahmadiyya Muslim Community"

See other formats


MÜJDE 



İSLAM INTERNATIONAL PUBLICATIONS LIMITED 



MÜJDE 



MÜJDE 



Dr. Muhammed Celal Şems 



3 



MÜJDE 

Vâdedilen Mesih ve Mehdi'nin (a.s.) Hilafetinin "Yüzüncü Yıl Kutlaması" 
dolayısıyla Halifetül Mesih V'in halifeliği döneminde yayınlanmıştır. 



Ocak, 2009 



İSLAM INTERNATIONAL PUBLICATIONS LIMITED 



4 



MÜJDE 



Müjde 

Glad Tiding 
By: 

Dr. Muhammed Celal Şems 

Turkish Translatioıı 

©İslam International Publications Limited 
First edition published in U.K., 1988 
Second edition published in U.K., 1993 
Third edition (revised) published in Turkey, 2009 

Published by: 

islam International Publications Limited 
"Islamabad" 
Sheephatch Lane Tilford, Surrey GU 10 2 AQ 
United Kingdom 

Printed (in Turkey) by: 

Baskı: Vesta Ofset Tel: 0212 445 7252 
Mahmutbey Mh. Deve Kaldırım Cd. Gelincik Sk. No:6/4 Bağcılar 
İstanbul, Türkiye 

Ali Rights Reserved 
ISBN: 1 85372 527 7 



MÜJDE 



5 



MÜJDE 



Bilgi edinmek her Müslümanın görevidir. Bilginin sınırı yok- 
tur. İnsan daha önce hiç bilmediği yeni konularla karşılaşabi- 
lir. Yeni bir konuyu araştırmak, hakkında bilgi edinmek insa- 
na hiç bir şey kaybettirmez; aksine birçok şey kazandırır. Ben 
de okuyucularıma hem dünyada hem de âhirette çok faydalı 
olacak, fakat belki de hiç bilmedikleri yahut ta hakkında az 
bilgiye sahip oldukları bir konuya temas edeceğim. Açacağım 
konunun özellikle yeryüzündeki her Müslümanı ilgilendire- 
ceğinden eminim. Bugünün dünyasında herkes maddiyatın 
peşinden koşarken, herkesin zihni dünya problemleriyle meş- 
gul iken Allah'a (c.c.) ve Peygamber'ine (s.a.v.) inanıp buy- 
ruklarına göre hareket eden ve âhiretini düşünüp tavırlarını 
ona göre ayarlayan kişiye ne mutlu. 

Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Doğu ve bilhassa Batı Avrupa 
ülkeleri, Japonya ve birçok Hıristiyan ülkeler, bilgi ve teknik ala- 
nında akıllara durgunluk verecek ilerlemeler kaydederken ne yazık 
ki Müslümanlar birbirleriyle çekişmekten, birbirlerine üstünlük 
taslamaktan bilgi ve teknik sahasında geri kalmışlardır. "İslâm ül- 
keleri" diyoruz fakat acaba böyle demek doğru mudur? Yeryüzün- 
de hangi ülke gerçek bir İslâm ülkesidir? Bugün Müslümanlar ne 
yazık ki gerçek İslâmiyet'ten yoksundurlar. Müslümanlarda bulun- 
mayan bir kötülük bugün yok gibidir. İçki alabildiğine tüketilmek- 
te, kumar illeti ve fuhuş ise bütün kapıları zorlamaktadır. Müslü- 
manlar değişik hiziplere bölünmüş vaziyette olup her hizip, kendi- 
sinden başkasının gayr-i Müslim olduğuna inanmaktadır. Bütün 




6 



MÜJDE 



cemaatler Islâmî hayat tarzından uzak, birbirine karşı nefret dolu, 
dar düşünceli, düşman birer topluluk haline gelmişlerdir. Yalnız bu 
durum, her ne kadar üzüntü verici ise de hayret verici değildir. Hz. 
Resulüllah (s.a.v.) asırlar önce ümmetinin geleceği hakkında bilgi 
vermiş ve söz konusu bir duruma gireceğini önceden söylemiştir. 
Bu konu ile ilgili birkaç hadis şöyledir: 




"Sizler daha önce geçmiş olan milletlerin yolunu karış karış ve adım 
adım takip edeceksiniz." 1 




"Benim ümmetim yetmiş üç hizbe ayrılacak, bir tek hizip müstesna 
hepsi ateşe girecektir." 2 

2>jaİ lyt £y> ı^Uic 

"İslâm halkı için öyle bir zamanın gelmesi yakındır ki İslâm'ın yalnız 
adından ve Kur'ân'm yalnız yazısından başka bir şey baki kalmaya- 
caktır. Camiler güzel ve dolu fakat hidâyetten boş olacak. Din bilgin- 



1 Mişkât, Bâb-ü Tağyirinnâs 

2 Tirmizî, Kitab-ül îmân, Bâb-ü İftirak-i Hâzihilümme 



MÜJDE 



7 



leri gök kubbe altındaki en kötü yaratıklar olacaklar. Bütün fitneler 
onların içinden çıkacak ve tekrar onlara geri dönecektir." 3 




"Benim ümmetim bir gün ızdırap ve intişar (dağılma) ile karşılaşa- 
cak. Bunun üzerine halk ulemasına müracaat edecek fakat onları 
maymun ve domuz şeklinde görecektir." 4 

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) önceden haber verdiği gibi bugün 
biz Müslümanlar olarak aynı durumla karşı karşıya gelmiş bulun- 
maktayız. Müslümanlar bugün değişik hiziplere ve guruplara da- 
ğılmış bulunmaktadırlar. Camilerimiz güzeldir fakat acaba orada 
hidayet ve doğruluk var mıdır? Eski milletlerin hangi kötülüğü var 
ki bugün Müslümanlarda bulunmasın? İçki, kumar, fuhuş, kalpa- 
zanlık, rüşvet, hırsızlık, yalan söylemek, iftira atmak, başkasının 
hakkını yemek, kısacası her çeşit kötülük maalesef bugün Müslü- 
manlarda mevcuttur. 

Acaba bu vahim durum hep böyle mi devam edecekti? Yüce Allah 
(c.c.) sevgili Peygamberinin (s.a.v.) ümmetini hep başıboş mu bıra- 
kacaktı? Bu konuda Allah'ın sevgili Resûlü (s.a.v.) bir haber ver- 
memiş miydi? Evet, hadislerde bu konuda da önceden haber veril- 
miştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetine şöyle bir müjde vermiştir: 

t tf > i* i ife ^ ^ ök^ o^i 

"Eğer iman dünyadan yükselip Ülker yıldızına bile varmış olursa 
Farisîlerden büyük bir insan onu oradan tekrar elde edecektir." 5 



3 Mişkât, Kitab-ül îlm, Elfasl-üs Sâlis, Kitab-ül İlm, C 1 

4 Kenz-ül Ümmâl, C.7; S. 190, Haydar Abad Baskısı 
Sahih-i Buharî, Kitab-üt Tefsir, Cuma Sûresi 



8 



MÜJDE 



Allah-ü Teâlâ'ya hamdolsun ki bu hadislerde önceden hakkında 
haber verildiği gibi, Hicrî on dördüncü asırda Mirza Gulam Ahmed 
Hazretleri, asrın imamı ve Mehdi olarak dünyaya geldi. Bu konuda 
kendisi şöyle demiştir: 

"On üçüncü asır sona erince ve on dördüncü asır başlayınca, Allah- 
ü Teâlâ (c.c.) ilham yoluyla bu asrın 'Müceddidi' olduğumu bana 
bildirdi." 6 

"Allah'ın pâk ve temiz vahyiyle kendisi tarafından Vâdedilen Mesih 
ve Mehdi, ayrıca içteki ve dıştaki anlaşmazlıklar için hâkim olduğum 
bana bildirildi." 7 

'"Yalana düşman olan ve yalancıyı mahvedip yok eden Yüce Allah 
adına yemin ederim ki ben onun tarafmdanım ve onun gönderme- 
siyle tam zamanında geldim ve onun emriyle vazife verildim. O, 
attığım her adımda benimle birliktedir ve asla beni mahvetmeye - 
cektir. Benim cemaatimi de asla hüsrana uğratmayacaktır ve irâde 
ettiği (yapmasını istediği) bütün işlerini mutlaka yapacaktır." 8 

Yine Urdu dilinde söylediği bir şiirinde de şöyle der: 

"Ben gökten tam zamanında düşen su damlasıyım. Ben karanlık 
günleri aydınlatan (ve imamın geliş zamanını belirten) Allah'ın 
nuruyum." 

Mirza Gulam Ahmed Hazretleri'nin Mehdi olduğunu ilân ettiği bu 
açıklaması küçümsenecek nitelikte değildir. Bu ilân, kurnaz bir 
pirin birkaç sade ve saf Müslüman'ı aldatmak için yaptığı hilelere 
de benzemez. Herhangi bir insanın Mehdi olarak dünyaya geldiği- 
ni ilân etmesi, bir Müslüman için üzerinde mutlaka düşünülmesi 
gereken bir konudur. 



6 Kitab-ül Beriyye, Haşiye, S. 168, Ruhani Hazain, C.13, S.201 
7 Erbe'in, Bölüm 1, S. 3; Ruhani Hazain, C.17, S. 345 
8 Erbe'in, Bölüm 2, S.2; Ruhani Hazain, C.17, S. 348 
9 Dürr-i Semin, S. 145, Berahin-i Ahmediye, C.5, S. 97 1908 



MÜJDE 



9 



Hz. Resulüllah (üzerine salât-ü selâm) bu konuda: 




"Onu gördüğünüz zaman, karlar üzerinden sürünerek de olsa ona 
gidiniz ve bi'at olunuz; çünkü o, Allah'ın halifesi ve Mehdi'dir." bu- 
yurmuştur. 10 

Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) kıyamete kadar ümmeti arasından kendisi- 
ne selâm gönderdiği tek kişi Mehdi Resuldür. Bu bakımdan her 
Müslümanm Mirza Gulam Ahmed Hazretlerinin Mehdi olarak dün- 
yaya geldiğine dair yaptığı ilâna kulak vermesi ve bu ilânın doğrulu- 
ğunu incelemesi lâzımdır. 

Mirza Gulam Ahmed Hazretleri Barlas adlı bir Türk-Moğol kabi- 
lesine mensup bir Farisî'dir. Encyclopedia Britannica (Britanica 
ansiklopedisi) yazarının bildirdiğine göre İran Şahı Feruz Şahpur 
zamanında Semerkant İran sınırlan içerisinde idi ve birkaç yüzyıl 
boyunca öyle kaldı. Hz. Mirza Gulam Ahmed'in (a.s.) ataları 
Semerkant civarından hicret edip Hindistan'a geldiler ve 
Gurdaspur ili, Batala ilçesine bağlı Kadiyan adlı köye yerleştiler. 
Asıl adı îslampur Kadı olan bu köy daha sonraları kasabaya dö- 
nüşmüştür. 11 

Vâdedilen Mehdi herhangi bir milletten olabilirdi. Ne var ki Allah- 
u Teâlâ (c.c.) kendisini Türk asıllı Farisi bir aileden seçti. Hatırla- 
nacağı gibi Hz. Resulüllah (s.a.v.), Vâdedilen İmam' m Selman-ı 
Farisî gibi Farisîlerden olacağını haber vermişti ve imanın dünya- 



10 Ebu Davud C.II, Bâb-ü Hurûc-il Mehdi, Elmüstedrek, Kitab-ül Fiten, S. 
464 

11 Bkz: Kitab-ül Beriyye, Ruhani Hazain, C.13, S.162-163, Dipnot 



10 



MÜJDE 



dan kaybolduğu bir devirde Farisîlerden olan bu yüce zatın onu 
tekrar dünyaya geri getireceğini beyan etmişti. 12 

Vâdedilen Mesih ve Mehdi Mirza Gulam Ahmed Hazretleri bugün 
bir kasaba olan Kadiyan adlı köyde dünyaya geldi. Bu köy medenî 
dünyadan uzak, Hindistan'ın geri kalmış bir bölgesinde bulunmakta- 
dır. Ahmed Hazretleri bu köyden bütün dünyaya seslendi ve Allah 
(c.c.) tarafından İslâmiyet'in doğruluğunu, gerçekliğini ve şâir dinle- 
re karşı üstünlüğünü ispat etmek için seçildiğini bildirdi. Bu maksat- 
la Müslüman Ahmediye Cemaati adlı, İslâmiyet'in hizmetinde çok 
faal olan bir hareket başlattı. 

Değerli okuyucular! Ahmed Hazretleri hakkında ve tesis ettiği ce- 
maat hakkında ne yazık ki çok dedikodu yapılmaktadır. Deniliyor ki 
Ahmed Hazretleri maazallah İslâm dininden başka bir din ileri sürü- 
yor. Hz. Muhammed' (s.a.v.) in ümmetinden maada başka bir ümmet 
kuruyor. Kendisi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden değildir. 
Hatta Ahmed Hazretlerinin getirdiği yeni dinin ismi İslâm değil, 
Kadiyâniliktir deniliyor. Bunun arkasında İngilizler varmış, güya 
Kâdiyânilik İngilizlerin kurdurduğu bir din imiş. Ahmedilerin 
Kur'ân-ı Kerîm'den başka bir kitapları varmış. Bunlar Kur'ân'a 
inanmazlarmış vs. vs. 

Bir dedikoduya hemen araştırmadan inanmak İslâmiyet'e yakışmaz. 
Bir Müslümanm duyduğu her şeye tetkik etmeden hemen inanması 
doğru değildir. Bu dedikodu ve iftiralara bir cevap vermek yerine 
Ahmed Hazretleri'nin (a.s.) inançlarını kendisinden öğrenelim. Bakın 
kendileri bu konuda ne derler: 

"Biz inanırız ki Allah-ü Teâlâ'dan başka ibadete lâyık bir kimse yok- 
tur ve seyyidüna Muhammed Hazretleri (s.a.v.) O'nun resulü ve 
'Hâtem-ül enbiyâ' Air ve Biz inanırız ki melekler haktır ve ölülerin 
dirilmesi haktır ve hesap günü haktır ve cennet haktır ve cehennem 
haktır. İslâm şeriatından bir zerre eksilten veya bir zerre ilâve eden 



Buhari, Kitab-üt Tefsir, Cuma Suresi Tefsiri 



MÜJDE 



11 



veya farzların terki ve başıboşluğun temelini atan, imansız ve İslâm'- 
dan dönmüş biridir. Biz cemaatimize nasihat ederiz ki içtenlikle bu 
kelime -i tayyibeye imân etsinler; "Lâ ilahe illallâhü Muhammedür 
resûlülîâhi" . Bunun üzerinde ölsünler ve bütün peygamberlere ve 
doğruluğu Kur'ân-ı Kerîm'ce sabit olmuş bütün kitaplara imân etsin- 
ler ve oruç ve namaz ve zekât ve hac ve Allah-ü Teâlâ ve onun Resu- 
lü'nün tesis ettiği bütün farzları farz kabul ederek ve bütün yasakları 
yasak kabul ederek, tam manasıyla İslâm'a göre hareket etsinler." 13 

Başka bir kitabında Ahmed Hazretleri, inancını şöyle açıklamakta- 
dır: 

"Bizim dinimizin özeti ve özü 'Lâ ilahe illallâhü Muhammed-ür 
resûlülîâhi 'dir. Bu dünyadaki hayatımızda inandığımız ve Allah-u 
Teâlâ'nm verdiği tevfık ile bu geçici âlemden birlikte göç edeceği- 
miz itikadımız şudur ki elinden din tam mertebeye erişmiş olan Hz. 
Seyyidüna ve Mevlâna Muhammed Mustafa (s.a.v.) hâtem-ün 
nebiyyin ve hayr-ül mürselindir... Ve biz kuvvetli ve kesin bilgi ile 
Kur'ân-ı Kerîm' in gökle ilgili kitapların sonu olduğuna inanıyoruz 
Biz, Peygamberimiz' in (s.a.v.) izinden yürümeden bir insanın doğru 
yolun en küçük derecesini bile elde edemeyeceğine inanıyoruz." 14 

Ahmed Hazretleri, kurduğu Müslüman Ahmediye Cemaati'nin üye- 
lerine de şöyle bir nasihatte bulunmuştur: 

"İnanç bakımından Allah'ın (c.c.) sizlerden istediği ancak kendi bir- 
liği ve Muhammed'in (s.a.v.) onun resulü olmasıdır ve o, Hâtem-ül 
Enbiyâ'dır ve herkesten daha üstündür." 15 

Urduca şiirlerinden birisinde de inancını şöyle dile getirmektedir: 



Eyyâm-üs Sulh, S. 86-87; Ruhani Hazain, C.14, S. 323 
İzâle-i Evham, Kısım 1; Ruhani Hazain, C.3, S. 169-170 
Keşti-i Nûh, S. 15; Ruhani Hazain; C.19, S. 15-16 



12 



MÜJDE 



"İnandığımız din Müslümanların dinidir. Biz içtenlikle 
Hâtemülmürselin'in hizmetçileriyiz. Şirk yani Allah'a ortak koşmak 
ve bid'attan nefret ederiz. Ahmed-i Muhtar' m yolunun toprağıyız. 
Bütün emirlerine imanımız vardır. Can-ü gönül bu yola kurbân ol- 
sun." 16 

Değerli okuyucular! Allah rızası için siz kendiniz karar veriniz. Bu 
inançların hangisi İslâmiyet'e aykırıdır? Hangisi Kur'ân-ı Kerîm'e 
muhaliftir? Allah'tan korkmak lâzım! Eğer bu inançlar İslâmiyet'e 
aykırı ise, eğer "Lâ ilahe illallahü Muhammedür resülüllâhF İslâmi- 
yet'e aykırı ise, eğer Allah'ın vahdaniyeti ve tek oluşuna inanmak 
İslâmiyet'e aykırı ise, eğer Hz. Muhammed'e (s.a.v.) iman etmek 
İslâmiyet'e aykırı ise Allah aşkına söyleyin o zaman İslâmiyet ne 
demektir? İngilizler bir din kurdurmak isteselerdi uygun birisini se- 
çerlerdi. Ahmed Hazretleri Mehdi olarak geldiğini iddia etti. Mehdi- 
liğin İngilizlerle ne alakası vardır? Sonra İngilizler Hindistan'dan 
ayrılalı seneler geçmiştir fakat Ahmed Hazretlerinin kurduğu Müs- 
lüman Ahmediye Cemaati bugün bile var olmaktadır ve gün geçtikçe 
ilerlemeye devam etmektedir. Bugün dünyanın her kıtasında ve bir- 
çok ülkede pek çok merkezleri vardır. Bu cemaat Hıristiyan ülkele- 
rinde camiler inşa etmekte, değişik dillerde Kur'ân-ı Kerîm'in ter- 
cümesini yayınlamakta, İslâmî kitaplar neşretmektedir. Müslümanla- 
rın Katolik İspanya'dan kovulmasından sonra oradaki camilerin bir 
kısmı kiliseye dönüştürülmüş, bir kısmı da yerle bir edilmişti. Ara- 
dan yedi yüz sene geçtikten sonra bu ülkede tekrar bir cami inşa 
eden ilk Müslüman cemaatin kim olduğunu biliyor musunuz? El- 
hamdülillah bu cemaat Müslüman Ahmediye Cemaati' dir. İngilizle- 
rin kurdurduğu bir cemaat, İspanya gibi Hıristiyan ve Katolik bir 
ülkede bir cami inşa ettirir miydi? Allah-ü Teâlâ'nm buyurduğu gibi: 



Dürr-i Semin, S. 10; İzale-i Evham; C.2, S.764, 1891 



MÜJDE 



13 



"Bir topluluğa olan düşmanlığınız sizi insaftan uzaklaştırmasın. 
İnsaf edin. İnsaf etmek takvaya daha yakındır." 17 

Afımed Hazretlerinin kurduğu Müslüman Ahmediye Cemaati İngi- 
lizlerin kurdurduğu bir cemaat değildir. Bu cemaat Ehl-i Sünnet 
inancında olan Müslüman bir cemaattir ve fıkıh itibarıyla Hanefî'dir. 
Ahmed Hazretleri cemaatine şöyle bir nasihatte bulunmuştur: 

"Eğer bir mesele hakkında Sünnet ile Kur'ân'da bir şey bulunamazsa 
ayrıca hadislerde de izah edilmiyorsa, o durumda Hanefi fıkhına 
göre hareket ediniz. Çünkü bu mezhebe inananların çokluğu Allah'ın 
iradesini göstermektedir." 18 

Demek ki Müslüman Ahmediye Cemaati Kur'ân-ı Kerîm, Peygam- 
ber Efendimiz'in (s.a.v.) sünneti ve hadislere inanan, tamamen İslâ- 
miyet'e bağlı tam anlamıyla Müslüman bir cemaattir ve fıkıh itiba- 
rıyla Hanefî fıkhına bağlıdır. Hakkında yapılan dedikodu tamamen 
asılsızdır ve baştanbaşa iftiradan ibarettir. 

Burada bir soru okuyucunun aklına gelebilir. Eğer bu cemaat Allah'a 
inanıyorsa, Allah'ın yüce Peygamberini (s.a.v.) kabul ediyorsa, İslâm 
dininin bütün şartlarına imanı varsa, Allah'ın kelâmı Kur'ân-ı 
Kerîm'i kabul edip okuyorsa, içtenlikle İslâmiyet'e bağlıysa, o zaman 
Ahmedi Müslümanlarla diğer Müslümanlar arasında fark nedir? 
Aralarında hangi konularda ayrılık yahut anlaşmazlık bulunmakta- 
dır? 

Bu soruya bir cevap vermeden önce şu konuyu araştırmamız gerekir: 
Acaba bütün Müslüman fırkalar aynı inançta mıdırlar? Onlar arasm- 



17 Mâide Sûresi, Ayet 8 

18 Review Ber Mubahasa Çakralavî ve Batâlavî, S. 6; Ruhani Hazain, C.19, 
S.212 



14 



MÜJDE 



da inanç bakımından hiçbir anlaşmazlık yok mudur? Müslüman hi- 
zipleri arasında inanç anlaşmazlıkları bulunduğu, hatta bu anlaşmaz- 
lığın ve ayrılığın doruk noktaya vardığı; bu anlaşmazlıklar sebebiyle 
bu hiziplerin birbirlerine karşı küfür fetvaları bulunduğu bilinen bir 
gerçektir. Ancak Müslüman Ahmediye Cemaati söz konusu olunca 
bütün diğer hiziplerin bu cemaate düşmanlık üzerinde birleştikleri ve 
bu cemaate türlü türlü suçlamalarda bulundukları da göze çarpmak- 
tadır. Bu da Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) şu hadisini bize hatırlatmakta- 
dır: 




Yani: "İsrailoğullan yetmiş bir fırkaya bölündüler. Benim ümmetim 
şüphesiz yetmiş iki fırkaya bölünecek. Biri hariç onların hepsi ateş 
(huzursuzluk) içinde olacaktır. O (tek fırka) da 'Cemaat' olacak- 
tır." 19 

Bu cemaate asılsız iftiralar atılmaktadır. Bu Cemaatin İslamiyet'le 
bir alakası olmadığı; kurucusunun da Hz. Muhammed'e (s.a.v.) 
inanmadığı ve Hz. Muhammed'den (s.a.v.) ayrılarak peygamberlik 
iddiasında bulunduğu vs. propaganda edilmektedir. Cemaatin kuru- 
cusu Hz. Ahmed (a.s.) bu konuda fikrini şöyle beyan etmiştir: 

"Bana isnat edilen suçlama; sanki ben öyle bir nübüvvetten (pey- 
gamberlik) bahsediyorum ki ondan sonra İslam (dini) ile benim hiç- 
bir alakam baki kalmamaktadır! Demek ki ben kendimi müstakil bir 
nebi (peygamber) zannediyorum ve Kur'ân-ı Kerîm' e tabi olmaya 
hiçbir gerek görmüyorum! Kelimeyi Şahadetimi ve Kıblemi bile ayrı 
tutuyorum! İslam Şeriatının (din) ortadan kaldırılmış olduğunu ileri 
sürüyorum! Hz. Muhammed Resulüllah'a (s.a.v.) tabi olmak ve 



19 Sünen İbn-i Mace, Kitab-ül Fiten; Aynı hadis az bir farkla diğer hadis kaynakla- 
rında da mevcuttur. Mesela; Mişkat; Tirmizi, Kitab-ül İman 



MÜJDE 



15 



onun buyruklarına göre hareket etmekten dışarı çıkıyorum! Suçla- 
maları doğru değildir. Böyle bir nübüvvet (peygamberlik) iddiasında 
bulunmak bence kâfirliktir. Yalnız bugün değil, aksine her eserimde 
ben daima, böyle bir nübüvvet (peygamberlik) iddiasında asla bu- 
lunmadığımı yazdım ve bunun bana atılan bir iftira olduğunu belirt- 
tim." 20 

Peki, öyleyse Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu ne gibi 
nübüvvet iddiasında bulunmuştur? Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. 
Resulüllah'm (s.a.v.) hadislerine göre böyle bir iddiada bulunmak 
caiz midir? Kur'ân-ı Kerîm Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) "Hâtem-ün 
Nebiyyin" olduğunu beyan etmiştir. Bu konudaki Ayet-i Kerime 
şöyledir: 

Yani: "Muhammed, erkeklerinizin hiçbirinin babası değildir. Ancak 
o, Allah'ın resulü ve Hâtem-en Nebiyyin'dir. Allah her şeyi bilen- 
dir." 21 

Bu Ayet-i Kerime'de Hz. Muhammed'in (s.a.v.) "hatem-en 
Nebiyyin" olduğu beyan edilmiştir. "Hâtem" kelimesi, zaman bakı- 
mından "son" demek değildir; mertebe ve derece bakımından son 
olmak demektir. Arapçada herhangi bir kişi, belli bir iş ve sahada en 
üst mertebeye ulaşınca ona o konuda "Hâtem" denir. Mesela: 
Hâtem-ül Hükema, Hâtem-üş Şuara, Hâtem-ül etibba, Hâtem-ül 
Evliya, Hâtem-ül üdeba ve benzeri tabirlerin anlamı, o kimselerin 
zaman bakımından son oldukları demek değildir. Aksine kendi sa- 
halarında en üst derece ve mertebeye ulaşmış olmaları demektir. 
Demek ki "Hâtem-en Nebiyyin" Hz. Muhammed'in (s.a.v.) pey- 



20 Tebliğ-i Risalet; CIO, S. 132-134 

21 Ahzap Suresi; Ayet 41 



16 



MÜJDE 



gamberlik bakımından bütün peygamberlerden daha yüksek merte- 
ben olduğu anlamındadır. Yoksa bir zatın Resulüllah'a (s.a.v.) tabi 
olarak peygamberlik mertebesine erişebileceği Kur'ân-ı Kerîm' e 
aykırı değildir. Kur'ân-ı Kerîm' de şöyle buyrulmuştur: 




Yani: "Herkim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın 
mükâfatlandırdığı kimselerle yani nebiler, sıddıklar, şehitler ve Sa- 
lihlerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi dostturlar." 22 

Bu Ayet-i Kerimede Yüce Allah'a (c.c.) ve O'nun en yüce Peygam- 
beri Muhammed Resulüllah'a (s.a.v.) itaat edenlerin dört çeşit mükâ- 
fat ile mükâfatlandınlacakları beyan edilmiştir. Nebilik de bu mükâ- 
fatların başında bulunmaktadır. Bu Ayet-i Kerimeden anlaşıldığına 
göre Hz. Resulüllah'a (s.a.v.) tabi olan peygamberlik sona erdiril- 
memiştir. 

Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) oğlu Hz. İbrahim (a.s.) hicri sekizinci se- 
nede, Hz. Mariye Kıbtiye'den doğdu ve bir buçuk yaşında hicri do- 
kuzuncu ila onuncu senede vefat etti. 23 Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) 
"Hâtem-en Nebiyyin" olduğunu açıklayan Ayet hicri beşinci senede 
vahyedildi. 24 Hz. İbrahim (a.s.) vefat ettiği zaman onu mezara defne- 
derken Hz. Resulüllah (s.a.v.): 



Nisa Suresi; Ayet 70 
Taberi, Zürkanî 

İbn-i Hişam, Taberi, Tarih-ül Hamûs 



MÜJDE 



17 



buyurdu. Yani: "Eğer (oğlum İbrahim) yaşasaydı o, kesinlikle doğru 
peygamber olurdu." 25 

Bu hadisten de anlaşıldığına göre Hz. Muhammed Resulüllah'tan 
(s.a.v.) sonra peygamberlik kapısı tamamen kapanmamıştır. Ancak 
İslam'dan başka bir din ve Kur'ân'dan başka İlahî bir kitap getirecek 
olan bir peygamberin gelmesi artık mümkün değildir. 

Hz. Resulüllah'tan (s.a.v.) sonra peygamberlik kapısının kapandığına 
inananların, kendisinden sonra bozulmuş olan ümmetini ıslah etmek 
üzere, İsrailoğullannm peygamberi olan Hz. İsa'nın (a.s.) geleceğine 
inanmaları, ancak Hz. Muhammed'in (s.a.v.) manevi evlatları ara- 
sından bir kimsenin peygamberlik seviyesine erişebileceğine inan- 
mamaları ne kadar hayret vericidir. Hz. Resulüllah (s.a.v.) gelecek 
olan o yüce zatın şüphesiz peygamber olacağını tam dört defa beyan 
etmiştir. 26 

Hz. Mirza Gulam Ahmed (a.s.) bu konudaki inancını şöyle açıkla- 
mıştır: 

"Şimdi artık Muhammedi nübüvvet dışında bütün nübüvvetler ka- 
panmıştır. Artık (yeni) şeriat sahibi hiçbir nebi (peygamber) gele- 
mez. Fakat (yeni) şeriat (ve yeni din) getirmeden bir nebi olabilir. 
Ancak öyle birisinin önce (Resulüllah'm s.a.v.) ümmetinden olması 
gerekir. 27 



25 Sünen İbn-i Mace, Kitab-ül Cenaiz 

26 Sahih-i Müslim, Kitab-ül Fiten 

27 Tecelliyat-ı İlahiye, S.25; Ruhani Hazain, C.20, S.412 Tecelliyat-ı İlahiye, S.25; 
Ruhani Hazain, C.20, S.412 Tecelliyat-ı İlahiye, S.25; Ruhani Hazain, C.20, S.412 



18 



MÜJDE 



"Bana açık olarak Nebi lakabı verilmiştir. Ancak öyle ki bir yandan 
nebi ve bir yandan ümmeti (yani Resulüllah'ın (s.a.v.) ümmetin- 
den)." 28 

"O, (Yüce Allah c.c.) bana nebi adını vermiştir. Ben hem nebiyim 
hem de ümmetiyim (Resulüllah'ın s.a.v. ümmetinden). Böylece bi- 
zim seyidimiz ve Efendimizin (s.a.v.) önceden verdiği haber tamam- 
lanmış olacaktır. (O da şudur ki) gelecek olan Mesih, hem ümmeti 
(ümmetten) hem de nebi olacaktır." 29 

"Ben herhangi bir yeteneğimle değil, ancak Allah'ın (c.c.) lütfuyla, 
benden önce geçmiş olan nebilere, resullere ve Yüce Allah'ın (c.c.) 
seçkin kişilerine bahşedilen nimetten tam olarak payımı aldım. Eğer 
ben, seyidim ve efendim, fahr-ül enbiya, hayr-ül vera (bütün pey- 
gamberlerin iftihar vesilesi ve bütün mahrukatın en hayırlısı) Hz. 
Muhammed-i Mustafa'ya (s.a.v.) tabi olmasaydım, bu nimeti elde 
etmem mümkün değildi. İşte ben her ne bulduysam ona itaat etmekle 
buldum." 30 

Hz. Mehdinin (a.s.) geleceği ile ilgili olarak üzerinde durmamız ge- 
reken bir konu daha vardır. 

Bilindiği gibi bugün Müslümanların çoğu Hz. İsa'nın (a.s.) hâlâ ya- 
şamakta olduğuna ve gökte bulunduğuna inanmaktadırlar. Oysa 
Ahmedi Müslümanlar, Kur'ân-ı Kerîm, Hadisler ve birçok imamın 
izah ettiği gibi Hz. İsa'nın da diğer bütün peygamberler gibi vefat 
etmiş olduğuna inanırlar. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz ayet-i kerimesinden 
Hz. İsa'nın (a.s.) vefatı ispat olmaktadır. Örnek olarak bir kaç âyeti 
burada zikredelim: Al -i İmrân sûresinin 145' inci âyetinde Allah-ü 
Teâlâ şöyle buyurmuştur: 



Hakikat-ül Vahiy, S. 150; Ruhani Hazain, C.22, S. 154 

Ahbar-ı aam, Lahor 26 Mayıs 1908 

Hakikat-ül Vahiy, S. 63, Ruhani Hazain, C.22, S.64 



MÜJDE 



19 



"Muhammed yalnız Allah'ın bir resulüdür. Ondan önce bütün resul- 
ler vefat etmişlerdir." 31 Bilindiği gibi Hz. İsâ (a.s.) Peygamber Efen- 
dimiz Hz. Muhammed' den (s.a.v.) önce dünyaya gelmiş olan pey- 
gamberlerden birisidir. Bu âyette Hz. İsa müstesna bırakılmamıştır. 
Eğer o da diğer peygamberler gibi vefat etmiş olmasaydı, Allah-ü 
Teâlâ şöyle derdi: "Muhammed yalnız Allah'ın bir resulüdür. Ondan 
önce İsa'dan başka diğer bütün resuller vefat etmişlerdir." Fakat 
Yüce Allah, Hz. İsa'yı müstesna bırakmıyor, aksine bütün diğer 
resuller gibi vefat etmiş olduğunu açıkça belirtiyor. Kur'ân-ı 
Kerîm'in başka bir âyetinde söyle denmiştir: 

"Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir; ondan önce de pey- 
gamberler geçmiştir." 32 

Bu âyet Hz. İsa'nın da diğer bütün peygamberler gibi bir peygamber 
olduğunu belirtiyor ve onlar nasıl bu dünyadan gelip geçtiyse, Hz. 
İsa'nın da aynı şekilde bu dünyadan gelip geçmesi gerektiğini izah 
ediyor. Şimdi acaba Hz. İsa'dan önce dünyaya gelen peygamberler 
arasında göğe yükselip orada bulunmuş olan birisi var mıdır? Öyley- 
se Hz. İsa (a.s.) niye göğe çıkarılıyor? Eğer Hz. İsa (a.s.) gerçekten 
gökteyse o zaman bu âyetin anlamı nedir? O zaman niçin özellikle 
Hz. İsa'nın (a.s.) bir peygamber oluşuna ve kendisinden önce de 
peygamberlerin dünyadan gelip geçtiğine işaret ediliyor? Kur'ân-ı 
Kerîm'in başka bir âyetinde şöyle denmiştir: 




31 Al-i İmran Suresi; a. 145 

32 Mâide Suresi; a.:76 



20 



MÜJDE 



Hz. İsa (a.s.) Allah'a şöyle der: "Aralarında bulunduğum müddetçe 
onlar hakkında şahittim. Beni öldürdüğünde onları sen gözlüyor- 
dun." 33 

Değerli okuyucular! 

Bu âyet-i kerimede Hz. İsa'nın hayatının bir döneminde ümmeti 
arasında bulunduğu diğer döneminde ise onların arasında bulunma- 
dığı belirtilmiştir. Eğer Hz. İsa (a.s.) vefat etmemiş ve hâlâ gökte 
bulunup dünyaya inecek olsaydı o zaman onun hayatını dört döneme 
ayırabilirdik: 

a. Ümmeti arasında bulunduğu dönem 

b. Gökte bulunduğu dönem 

c. Gökten tekrar indiği dönem 

d. Tekrar indikten sonra vefat ettiği dönem 

Fakat yukarıda belirtilen âyet-i kerimede hayatının dört dönemi de- 
ğil, yalnız ve yalnız iki devresi belirtilmiştir. Bellidir ki Hz. İsa bü- 
tün peygamberler gibi dünyaya gelip ümmeti arasında bulunmuştur. 
Bu hayatının ilk devridir. Ondan sonrada o, vefat edip dünyadan 
ayrılmıştır ve bu da hayatının ikinci devresini teşkil etmektedir. De- 
ğerli okuyucular! Bu âyet-i kerimede: 

(Felemmâ teveffeytenî) kelimesi kullanılmıştır. Vefat 
kelimesi Arapça bir kelime olup Türkçe, Farsça ve Urdu 



33 Mâide Suresi: a.118 



MÜJDE 



21 



dillerinden başka birçok dillerde kullanılmaktadır ve bu 
dillerde bu kelimenin anlamı ölüm demektir. 

Meselâ "Mevlâna vefat etti; Yunus Emre vefat etti; Fâtih Sultan 
Mehmet vefat etti" dendiği zaman acaba bunların göğe mi 
yükseldikleri akla gelmektedir? Tabii ki hayır; bilakis bu 
yüce zâtların öldükleri anlaşılmaktadır. 

Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı'nm 1973'de 
yayınladığı Kur' ân tercümesinde Felemmâ teveffeytenî kelimesinin 
"Beni öldürdüğünde" olarak tercüme edildiğini de burada zikrede- 
lim. Tam meal şöyledir: 

"Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahittim, beni 
öldürdüğünde onları Sen gözlüyordun, Sen her şeye şahitsin." 34 

Sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nm yayınladığı Kur' ân mealinde 
değil, birçok diğer çağdaş meallerde dahi Hz. İsa'nın (a.s.) vefat 
ettiği bildirilmiştir. Birkaç örnek verelim. Prof. Dr. Süleyman 
Ateş'in hazırladığı meal şöyledir: 

"Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni 
vefat ettirince onları gözetleyen (yalnız) sen oldun." 35 

Yine başka bir Kur'ân-ı Kerîm mealinde Hz. İsa'nın (a.s.) öldüğü 
beyan edilmiştir. Bekir Sadak'm meali şöyledir: 

"Aralarında bulunduğum sürede durumlarını gözettim, fakat Sen 
beni öldürüp aralarından aldığın zaman, onların denetleyicisi ve gö- 
zetleyeni tek Sen oldun." 36 



34 Kuran-ı Kerim Ve Türkçe Anlamı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, No:90, 
S. 126, Ankara 1973 

35 Kur'ân-ı Kerîm Ve Yüce Meali, Kılıç Kitabevi, S. 126, Ankara 

36 Kuran-ı Kerim ve Türkçe Anlatımı, Ötüken, S. 126 



22 



MÜJDE 



Suudi krallığı tarafından neşredilen Türkçe Kur'ân-ı Kerîm meali ise 
şöyledir: 

"İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. 
Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen ol- 
dun." 37 

Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) birçok hadisinde de aynı şey belirtilmiştir. 
Hatta Kenz-ül 'Ummal, Müstedrek, Hicac-ül Kirame, Celaleyn Tef- 
siri, Mevahib-ül Ledünniye, İbn-i Kesir ve diğer birçok kitapta belir- 
tildiği gibi Hz. Resulüllah (s.a.v.) Hz. isa'nın (a.s.) yaşını da belirtip 
şöyle demiştir: 



Keza, Hz. Ayşe'nin (r.a.) bildirdiğine göre, "Hz. Resulüllah (s.a.v.) 
ölüm hastalığı esnasında kızı Hz. Fatıma'ya (r.a.) teselli vererek: 



buyurmuştur. 39 Yani Meryem oğlu İsa yüz yirmi sene yaşamıştır." 

Bunun anlamı nedir? Yüz yirmi sene yaşadıktan sonra tabii ki vefat 
etti demektir. Başka bir yerde Hz. Resulüllah (s.a.v.): 



Mushaf-ül Medine-tün Nebeviye, Mecem-ül Melik Fahd, S. 126 

38 Zerkânî, C. 5, S. 421 

39 Kenz-ül Ümmal, C.6, S. 120; El-Mevahib-ül Ledünniye, C.l; S.42; Kastalanî, C.l, 
S.42 




38 





MÜJDE 



23 



buyurmuştur. Yani: "Eğer İsa yaşıyor olsaydı, bana itaat etmekten 
başka çaresi yoktu." 40 

Yine başka bir hadis-i şerifte: 

denmiştir. Yani: "Eğer Musa ve İsa yaşıyor olsaydılar bana itaat 
etmek mecburiyetindeydiler." 41 

Demek ki Hz. Musa (a.s.) nasıl öldüyse, Hz. İsa (a.s.) da aynı şekil- 
de ölmüştür. Bugün yeryüzünde Musa (a.s.) hâlâ göklerde yaşıyor 
diye inanan bir kimse var mıdır? Peki, öyleyse Hz. İsa'nın hâlâ yaşa- 
dığına niye inanalım? 

Kur'ân-ı Kerîm Hz. İsa'nın (a.s.) diğer peygamberler gibi öldüğünü 
belirtiyor; Hz. Resulüllah (s.a.v.) da vefat etmiş olduğunu açıklıyor. 
Demek ki Müslüman Ahmediye Hareketi'nin kurucusu Ahmed (a.s.) 
Hazretleri yeni bir şey uydurmamıştır. Müslümanların tanınmış 
imamları da Kur' ân ile Hadis'in belirttiği gibi Hz. İsa hakkında aynı 
inancı savunmuşlardır, Hz. İmâm Hasan (r.a.), Hz. İbn-i Abbas 
(r.a.), Mâliki mezhebin kurucusu Hz. İmâm Mâlik (a.r.), İmâm İbn-i 
Hazm (a.r.), İmâm Mühyettin (Mühyüddin) İbn-i Arabi (a.r.) ve 
daha nice imâm Hz. İsa'nın (a.s.) vefatına fetva vermişlerdir. Yuka- 
rıda adı geçen sahabe ve imamların ve diğer din adamlarının bu 
konudaki ifadelerini şöyle özetleyebiliriz: 



40 İbn-i Kesir Tefsiri, C. II, S. 246, Şerh-i Fıkh-ı Ekber, S. 100, Mısır 

41 Zerkânî'nin Mevâhib-ül Ledünniye Şerhi, C. 6, S. 74; İbn-i Kesir Tefsiri, C. II, 
S. 246; İmâm Abdülvehhâb Eşş'erânî, Elyevâkit velcevâhir, C.2, S. 24 



24 



MÜJDE 



(1) İmâm Hasan Hazretleri (r.a.): 

Hz. Resulüllah'm torunu Hz. İmam Hasan, değerli babası Hz. Ali'- 
nin vefatım şöyle belirtmiştir: 

O** W<* ^ <J 

"Meryem oğlu İsa'nın ruhunun yükseltildiği gece, ruhu kabzedil- 
miştir." 42 

(2) İbn-i Abbas Hazretleri (r.a.): 

Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) sahabelerinden İbn-i Abbas Hazretleri 
(r.a.) Hz. İsa'nın (a.s.) öldüğüne şöyle fetva vermiştir: 

' * > * * 'o , ''ya 't ' 

"Seni vefat ettireceğim." 43 

(3) İmâm Mâlik Hazretleri (a.r.): 

Maliki mezhebinin kurucusu İmâm Mâlik Hazretleri'nin, Hz. İsa'nın 
öldüğüne dair fetva verdiği şöyle rivayet edilmiştir: 

Yani: "İmâm Mâlik, Hz. İsa hakkında 'Öldü' dedi." 44 



Tabakât-ı Kebir, İbn-i Sa'd, C III, S. 26 
Tefsir-i Hâzin, C. I, S. 285 

Mecmeülbihâr, İmâm Muhammed Tâhir, C. I, S. 86 



MÜJDE 



25 



(4) İmâm İbn-i Hazm (a.r.): 

Tanınmış bir ilim adamı İmâm İbn-i Hazm (a.r.), Hz. İsa'nın (a.s.) 
vefatına fetva vermiştir. Celâleyn Tefsiri'nde şöyle denir: 

Yani: "(İsa'nın) ölmüş olduğunu belirtti." 45 

(5) İbn-i Arabî Hazretleri (a.r.): 

Bir tanıtmaya muhtaç olmayan İbn-i Arabî (a.r.), Hz. İsa'nın (a.s.) 
vefatını belirtmekle kalmayıp, tekrar dünyaya geleceğini de şöyle 
yorumlamıştır: 




Yani: "(İsâ'nm) âhir zamanda başka bir beden ile nazil olacağı (ine- 
ceği) gerekir." 46 

(6) Muhammed Bin Yusuf (a.r.): 

Büyük ilim adamı ve imamlardan birisi olan Ebu Abdullah Mu- 
hammed Bin Yusuf (a.r.) Hz. İsa'nın (a.s.) öldüğünü açık olarak 
belirtmiş ve: 

demiştir. Yani: "Allah, Hz. İsa'yı yükseltmeden önce ölüme kavuştu- 
rarak vefat ettirmiştir". 47 



Tefsir Celâleyn, Âyet Felemmâ Teveffeyteni 
îbn-i Arabî Tefsiri, S. 65 
Bahr-i Muhît Tefsiri, C. 4, S. 61 



26 



MÜJDE 



(7) Hafız İbn-ül Kayyım (a.r.): 

Allâme Hafız İbn-ül Kayyim (a.r.) Hz. İsa'nın (a.s.) göğe yüksel- 
tildiğini şöyle reddeder: 



Yani: "Mesihin, otuz üç yaşında göğe yükseltildiği belirtilmektedir, 
fakat bu konuda güvenilebilecek hiç bir doğru hadis bulunmamakta- 
dır." 48 

(8) Kadı Asker Allâme Bedrettin (a.r.): 

Bir Türk bilgini ve tanınmış bir ilim adamı olan Kadı Asker Allâme 
Bedrettin İsrail oğlu Mahmud, Hicrî VIII inci asrın sonunda ve IX 
uncu asrın başında yaşamış bir zâttır. Elvâridât adlı kitabının değişik 
el yazmaları İstanbul'da Süleymaniye Kütüphanesinde mevcuttur. 
Aslı Arapça olan bu kitap aynı zamanda Türkçeye de tercüme edile- 
rek bastırılmıştır. Bu kitapta Allâme Bedrettin, "Hz. İsâ daha gökte 
yaşamaktadır" inancının cahillerin inancı olduğunu, yoksa gerçek 
İslam ulemasının Hz. İsa'nın (a.s.) öldüğüne inandığını şöyle belirt- 
miştir: 



Zâd-ül Me'âd, C. I, S. 20, Meymeniye Mat, Mısır; Fath-ül Beyân, Sıddîk Bin Hasan 
el-Kanûci, C. II, S. 49 





MÜJDE 



27 



"İsa (a.s.) ruhuyla yaşamaktadır fakat cesediyle ölmüştür. ... Ben 
sekiz yüz sekiz senesinde, Cuma günü rüyamda önüme çıkan iki 
kişiyi (melâikeyi) gördüm. Bunların birisinin elinin üzerinde ki İsa 
(a.s.) idi ve o, ölü idi. Güya onlar bana İsa'nın (a.s.) cesedinin öldü- 
ğünü gösteriyorlardı." 

Elvâridât adlı yedi yüz sene önce yazılmış bu kitabın Süleymaniye 
Kütüphanesindeki el yazmalarının bir kısmını örnek olarak aşağıda 
dipnot olarak veriyoruz. Gerektiğinde yerinde inceleme de yapılabi- 
lir. 49 

Aynı kitabın Osmanlıca tercümesi de el yazmaları arasında bulun- 
maktadır. 50 

Değerli okuyucular! Yanlış bir şeye inanmak insanı doğru yoldan 
saptırır. O yüzden yanlış inancın yanlışlığını öğrendikten sonra da 
yine o inanca bağlı kalmak ve hakkında hiç düşünmemek mantıklı 
bir Müslümanm davranışı olmamalıdır. Hz. İsa'nın (a.s.) hayatıyla 
ilgili inanç Hıristiyanlardan Müslümanlara sızmıştır. Her 
Müslümanm bu konuyu iyice incelemesi lâzımdır. Kur'ân-ı 
Kerîm'in, Hadis-i Şerifin, sahabe ve imamların "Öldü" dediğini nasıl 
"Hâlâ yaşıyor" diye kabul edelim. Hz. İsa yaşıyor demek, Hz. 
Resulüllah'm (s.a.v.) derecesini küçültmek demektir. İnsanlardan biri 
yaşayacak olsaydı, Hz. Muhammed'in yaşaması gerekmez miydi? 
Hz. Muhammed (s.a.v.) öldü ise daha başka kim yaşayabilir? Bir 
şairin dediği gibi: 

İsa göklerde yaşıyor olsun fakat bütün cihanların sultanı bizim Pey- 
gamberimiz (s.a.v.) toprağa gömülü olsun, bu ne kadar utanç verici- 
dir. 



45 Ayasofya K2146, K2873; Esad Ef. 1441/5; Hacı Mahmud Ef. 2574, 2841/2, 2874, 
3052; Yazma Bağışlar 1463; Kasidecizâde 305; Husrev Paşa 189; Fatih 2890; İzmir 
304, 767/7; İzmirli 1. Hakkı 1222; HaşimPaşa 14/1. 

50 Örnek olarak birkaçının aynı kütüphanede bulunan numarasını da veriyoruz: Hacı 
Mahmud Ef. 2771, 2727, 2557. 



28 



MÜJDE 



Bu sebepten dolayı, "Hz. İsa göklerdedir, daha yaşamaktadır, gök- 
lerden tekrar inecektir," diye inanmak Müslümanlığa yakışmaz. 

Müslümanların çoğu hadislerde tekrar geleceği bildirilen Hz. İsa 
(a.s.) ile Mehdi Resul Hazretlerinin (a.s.) iki ayrı kişi olduğuna ina- 
nıp her ikisini ayrı ayrı beklemektedirler. Oysa Ahmedi Müslüman- 
lar, Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) buyurduğu gibi geleceği önceden haber 
verilen Mehdi ile İsa'nın (a.s.) aslında tek kişi olduğuna inanırlar. 
Peygamber Efendimiz Hazretleri bu konuda şöyle buyurmuştur: 



"Mehdi, İsa'dan başkası değildir." 51 

Şimdi eğer Mehdi aslında İsa (a.s.) ise ve bir taraftan tekrar geleceği 
bildirilmiş başka yönden de vefat etmiş olduğu belirtilmişse, o za- 
man "Geleceği hakkında haber verilmiş İsa ve Mehdi (a.s.), Hz. Mu- 
hammed'in (s.a.v.) ümmetinden doğacaktır" diye inanmak en man- 
tıklı yoldur. Bu da Ahmedi Müslümanlarla diğer Müslümanlar ara- 
sındaki inanç ayrılıklarından birisidir. 

Genelde Müslümanlar 



Ayet-i Kerimesinden de 52 anlaşıldığına göre İsrailoğullarının resulü 
olan Hz. İsa'nın geleceğini beklemektedirler. Oysa Ahmedi Müslü- 
manlar gelecek olanın Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden doğa- 
cağına inanmaktadırlar. Vefat etmiş bir insan tekrar dirilip dünyaya 
gelebilir mi? Tabii ki gelemez. Yüce Rabbimiz: 



51 İbn-i Mâceh, Bab-ü Şiddet-iz Zaman, İlmiye Matbaası, Mısır, H. 1313, S. 257 

52 Al-i İmran Suresi; a. 50 





MÜJDE 



29 



diyerek "kıyamet gününe kadar ölülerin arkalannda bir engel bulun- 
maktadır" 53 demiştir. O hâlde gelecek olan İsa (a.s.), İsrailoğullarmm 
resulü olan Meryem oğlu İsa (a.s.) değildir. Gelecek olan İsa (a.s.) 
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden doğacak olan bir insandır ve 
kendisine İsa (a.s.) adı, bir lakap olarak verilmiştir. Bugün genelde 
Müslümanlar bir taraftan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın son 
peygamberi olduğuna inanırlar, fakat diğer taraftan bir peygamber 
olan Hz. İsa'nın (a.s.) gelmesini de beklerler. Bu Hz. Muhammed'in 
haysiyetini alçaltacağı gibi aynı zamanda bir tezat değil midir? 
Ahmedi Müslümanlar ise, Hz. Muhammed'i yücelten bir inanç taşı- 
maktadırlar. Bu inanca göre Mehdi ve Mesih olarak dünyaya gelmiş 
olan Ahmed Hazretleri, yabancılardan değil, Hz. Muhammed'in ken- 
di ümmetindendir ve hangi mertebeye ermiş ise Hz. Muhammed'in 
(s.a.v.) bereketiyle ve yüce teveccühüyle o mertebeye ermiştir. Bakın 
bu konuda kendisi ne demiştir: 

"Eğer ben Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) ümmetinden olmasaydım ve 
kendisine itaat etmeseydim, bu durumda, eğer amellerim ve yaptı- 
ğım hayırlı işler dünyanın bütün dağlarına eşit bile olsaydı yine de 
ben asla Allah ile mükâleme ve karşılıklı konuşma şerefine nâil ola- 
mazdım." 54 

İsrâiloğullanna peygamber olarak gönderilmiş olan Hz. İsa'yı (a.s.) 
bekleyeceğimize, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ümmetinden olan 
Ahmed Hazretlerini (a.s.) niye kabul etmeyelim? Ahmed Hazretleri 
(a.s.), içtenlikle ve tamamen Hz. Resulüllah'a (s.a.v.) bağlı ve üm- 
metinden biridir. Allah'a (c.c.) ve Hz. Muhammed'e (s.a.v.) can-ü 
gönülden âşık olan Ahmed (a.s.) bakın bu konuda ne diyor: 



'Mü'minûn Suresi; a.101 

1 Tecelliyât-ı İlâhiye, S. 24; Ruhani Hazain, C.20, S.41 1-412 



30 



MÜJDE 



"Allah'tan sonra ben Muhammed'in (s.a.v.) sevgisi ile mest olmu- 
şum. Eğer Hz. Muhammed'e (s.a.v.) âşık olmak kâfirlik ise, Allah 
adına yemin ederim ki ben çok katı bir kâfirim." 55 

Arapça bir kasidesinde de Hz. Muhammed'i şöyle methediyor: 

"Hz. Muhammed, kemâliyle, güzelliği ile 
Yüceliğiyle ve doygun kalbiyle bütün insanlardan üstündür. 
Hiç şüphesiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) insanların en iyisidir. 
O, şereflilerin ilki ve seçilmiş olanların en seçilmişidir. 
Benim vücudum büyük bir şevk ve arzu ile 

Sana doğru uçmak istemektedir; keşke bende uçma kuvveti olsaydı." 56 

Bu şiir Ahmed Hazretlerinin Kaside -i İlhamiyesinden alınmıştır. 
Arapça olan bu kaside Hz. Muhammed'in (s.a.v.) methini kapsamak- 
tadır. Ahmet Hazretleri (a.s.) kasidesini, kendisi için yabancı bir dil 
olan Arapça olarak yazmıştır. Bu kasideyi yazdıktan sonra Ahmed 
Hazretleri (a.s.) bütün dünya ilim adamlarını bilhassa Arap âlemini, 
Allah'tan (c.c.) vahiy alarak, O'nun yardımıyla söylediği bu kaside- 
nin bir benzerini yazmaya çağırdı. Bu meydan okuyuşuna bugüne 
kadar hiçbir yerden cevap gelmemiştir. 

Ahmed Hazretleri (a.s.) sık sık, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yüksek 
mertebesini izah etmiş, rûhânî yönden her ne bulduysa, Hz. Mu- 
hammed'e (s.a.v.) tâbi olarak bulduğunu açıklamıştır. Bu da 
Ahmediye Hareketinin yeni bir din olmadığını göstermektedir. Ba- 
kın Ahmed Hazretleri (a.s.) bu konuda ne diyor: 

"Bütün insanoğullan için şimdi Muhammed Mustafa'dan (s.a.v.) 
başka hiç bir peygamber ve şefaat edici yoktur... Gök altında ne mer- 
tebe olarak ona eşit başka bir peygamber vardır, ne de Kur' an mer- 
tebesinde başka bir kitap bulunmaktadır. Allah başka hiç birisinin 



Dürri Semin Farsça; Raqeem Press; S.l 12; 1990 
Ayna-yı Kemalat-ı İslam; Ruhani Hazain; C.5; S. 592-594 



MÜJDE 



31 



daima yaşamasını istememiştir; fakat bu seçkin peygamber daima 
yaşamaktadır." 57 

Bir Urdu şiirinde de şöyle der: 

"O nura kurban olayım. Ben yalnız onun için varım. 

O vardır, ben neyim ki? Son kararımız da işte budur. 

Biz her ne bulduysak hep ondan bulduk. Allah'ım sen buna şahitsin. 

Bize hakkı ve gerçek doğruluğu gösteren ay yüzlü işte odur." 58 

Başka bir yerde, Ahmed Hazretleri (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.) 
hakkında şöyle demektedir: 

"Bizim peygamberimiz, Allah'ın nurundan yaratılmış olan peygam- 
berdir." 59 

Yine başka bir yerde Hz. Muhammed' i (s.a.v.) şöyle metheder: 

"Gerçek olan şudur ki, bütün peygamberlerin en yücesi dünyanın en 
büyük terbiyecisi olan Hz. Muhammed' dir (s.a.v.). Yani eliyle dün- 
yanın en büyük fesadı düzeltilmiş olan kişi ki kaybolmuş ve ortadan 
kalkmış tevhidi (Allah'ın tek oluşunu) yeryüzüne tekrar yerleştirdi ve 
bütün bâtıl ve yanlış dinleri delil ve ispat gücüyle yenerek, yolunu 
şaşırmış her insanın şüphelerini ortadan kaldırdı." 60 

Değerli okuyucular! Ahmed Hazretleri gibi, Allah (c.c), Resulüllah 
(s.a.v.), İslam ve Kur' ân aşığına kâfir demek doğru mudur? Hz. 
Resulüllah (s.a.v.) Müslüman'ı şöyle tanımlamıştır: 



5/ Keşti-i Nuh, S. 13; Ruhani Hazain; C.19; S.14 

58 Kadiyân Ke Ariya Or Ham S. 58; Ruhani Hazain; C.20; S.456 

59 Necm-ül Huda, S. 5; Ruhani Hazain; C.14; S.21 

60 Berâhin-i Ahmediye, Bölüm 2, Haşiye No. 6, S. 106; Ruhani Hazain; C.l; 
S.97 



32 



MÜJDE 



"Herkim namazımızı eda eder ve yüzünü kıblemize doğru çevirirse 
ve bizim kestiğimiz hayvanın etini yerse o Müslümandır. O, Allah'ın 
(c.c.) ve Resulünün (s.a.v.) korumasmdadır. Allah'ın (c.c.) koruma- 
sını (ve zimmetini) bozmayınız." 61 

Allah'ın ve Resulünün (s.a.v.) Müslüman olarak kabul ettiğini ve 
koruduğunu Müslüman kabul etmemek ve hiç düşünmeden tekfir 
silâhını çekerek onu İslâm'dan dışarı atmaya çalışmak ve ona kâfir 
demek, Allah korkusu olan vicdan sahibi bir Müslümana yakışmaz. 
Ne var ki Pakistan hükümeti politik amaçlarla bir kaç bağnaz insanın 
emeline boyun eğerek bugün Ahmedi Müslümanları, gayr-i Müslim 
saymaktadır. Şu anda 62 iktidarda bulunan ve sıkıyönetim yasalarıyla 
ülkeyi idare eden General Ziya-ül Hak'ın hükümeti, bir sıkıyönetim 
emriyle Ahmedi Müslümanların ezan-ı Muhammedi okumalarını 
bile yasak etmiştir. Bununla da kalmayıp Ahmedi Müslümanların 
inşa ettirdiği Kıble istikametinde olan mihraplı ve minareli camiler 
için cami kelimesi kullanmaları da aynı yasa gereğince yasak edil- 
miştir. 

Şu anda Ahmedi Müslümanlar, Yüce Allah'ın (c.c.) emrine göre beş 
vakit namazı eda etmektedirler, fakat içinde namaz kıldıkları camiler 
için cami kelimesini kullanmaları Pakistan sıkıyönetim yasalarına 
aykırıdır. Generalin dikta rejimi Ahmedi Müslümanların inşa ettirdi- 
ği cami duvarlarında yazılı bulunan, 



61 Sahih-i Buhari, C.l, Kitab-üs Salât, S. 56, Mısır 

62 Ziya-ül Hak dönemi 



MÜJDE 



33 



"La ilahe illallâhu Muhammed-ur resûlullahi" 

yazısını bile zorla sildirmektedir. Vicdan sahibi bir Müslüman böyle 
bir harekette bulunamayacağından, bu çirkin iş için Hıristiyanlar 
istihdam edilmektedir. Hatta bazı durumlarda bu Hıristiyanlar, Al- 
lah'a inandıkları için "Lâ ilahe illallâhu" kelimelerini silemeyeceğini 
belirterek, Hz. Muhammed'e inanmadıkları için "Muhammed-ur 
resulüllahi" ifâdesini silmişlerdir. Ahmedi Müslümanların İslâmî 
selamlaşma olan "Selâmün aleyküm" demeleri bile yasak edilmiştir. 
Bir Ahmedi Müslüman, gayr-ı Ahmedi bir hocaya Selâmün aleyküm 
dediği için tutuklanıp mahkemeye verilmiş ve hapse mahkûm edil- 
miştir. 

Pakistan'da İslâm şeriatini uygulamaya koyacağım diyen sözde şeri- 
atçı fakat gerçekte İslâmiyet sevgisinden yoksun bir diktatör, bugün 
yalnız iktidarını biraz daha uzatabilmek için Ahmedi Müslümanlara 
bütün bu zulüm ve haksızlıkları reva görmektedir. Gerçek olan şu ki 
Ahmedi Müslümanlar, asr-ı saadette sahabelerin karşılaştığı zorluk- 
larla karşı karşıyadrrlar. Birçok Ahmedi inançlarına bağlı oldukları 
için şehit edilmiş, mallan yağma edilmiş yahut ateşe verilmiş, birçok 
yerde evlerinden kovulmuş, hatta ve hatta ölülerinin cesetleri bile 
mezarlardan dışarı atılmış ve bazı yerlerde ateşe verilip yakılmıştır. 
Bu hangi İslâmiyet'e sığar? Bizim güzel dinimiz acaba böyle mi 
emrediyor? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize acaba böyle mi öğ- 
retmiştir? 

Ne var ki Allah (c.c.) tarafından ne zaman insanlara yolunu gösteren 
birisi gönderildiyse onunla alay edilmiş, kendisi ve kurduğu cemaat 
zulüm ve haksızlığa maruz bırakılmıştır. Allah-ü Teâlâ, Kur'ân-ı 
Kerîm'de şöyle buyurmuştur: 



34 



MÜJDE 



"(inkarcı) kullara yazıklar olsun! Kendilerine her ne zaman bir pey- 
gamber gelse, onu hor görüp alay ederler." 63 

Peygamber Efendimiz' e (s.a.v.) ve yandaşlarına hangi zulüm yapıl- 
madı; hangi haksızlık reva görülmedi? Kâfirlerin yapmadıkları iş- 
kence mi var? Sahabelere yapılan zulüm ve işkencelerin tarihini 
okuduğumuz zaman tüylerimiz ürpermektedir. Bugün Ahmedi Müs- 
lümanlar da aynı zulüm, haksızlık ve işkencelerle karşı karşıyadırlar. 
Ne mutlu Resulüllah (s.a.v.) ve sahabelerin yolunda olanlara. 

İlâhî cemaatlerin kaderi olan bu işkenceler yapıladursun, Müslüman 
Ahmediye Cemaati İslâmiyet'e hizmet etmeye devam etmektedir. 
Yeryüzünün dört bucağında bulunan ve sayılan milyonlara ulaşmış 
olan Ahmediye Cemaatinin üyeleri başlarında bulunan Hz. Meh- 
di'nin (a.s.) Halifesinin liderliğinde bugün bütün dünyada İslâmiyet'i 
yaymaya çalışmaktadırlar. Doğu Avrupa dâhil olmak üzere Avrupa'- 
nın birçok ülkesinde, ayrıca Doğu ve Batı Afrika, Amerika, Avust- 
ralya ve Asya kıtasında aşağı yukarı her memlekette bu cemaatin 
üyeleri bulunmaktadır. Bunların çoğu Hıristiyanlık yahut başka bir 
dinden İslâmiyet'e girmiş ve bu cemaate katılmışlardır. Dünyanın 
birçok ülkesinde bu cemaatin merkezleri ve camileri vardır. Müslü- 
man Ahmediye Cemaati özellikle Afrika ülkelerinde okullar yaptır- 
makta, hastaneler inşa ettirmektedir. 

Bu cemaatin yayım ve neşriyat faaliyetleri de çok önemlidir. Bugün 
dünyanın birçok dilinde Kur'ân-ı Kerîm ve diğer İslâmî kitaplar 
tercüme edilerek neşredilmiştir. Dünyanın birçok yerinden bu cema- 
atin gazete ve dergileri çıkmakta ve İslâmiyet'i savunmaktadır. Bu 
Cemaat tarafından Kur'ân-ı Kerîm dünyanın birçok diline tercüme 
ettirilerek bastırılmıştır; bir kısmı da bastırılmak üzeredir. 



Yasin Suresi (36) Ayet 31 



MÜJDE 



35 



Müslüman Ahmediye Cemaatinin bugünkü durumunu şöyle özetle- 
yebiliriz: 

❖ Şimdiye kadar bu cemaatin yerleştiği ve merkez kurduğu ülke- 
ler sayısı: 193 

❖ 1984 yılında Pakistan Sıkıyönetim Hükümetince Cemaatimiz 
aleyhinde yürürlüğe konan yasadan sonra Cemaatin merkez 
kurup yerleştiği yeni ülke sayısı: 102 

❖ Bütün yeryüzünde Cemaatimizin merkezlerinin sayısı: 1869 

❖ Müslüman Ahmediye Cemaatinin şimdiye kadar yayınladığı 
Kur'ân-ı Kerîm meallerinin sayısı: 64 

❖ Basılmakta olan mealler sayısı: 1 1 

❖ Tamamlanmış olup baskıya hazır mealler sayısı: 18 

❖ Müslüman Ahmediye Cemaatinin "Humanity First" adlı acil 
yardım kuruluşunun resmi olarak kaydedildiği ülkeler sayısı: 
23 

❖ Bütün dünyada insanlığa hizmet amacıyla Cemaatimiz tarafın- 
dan kurulmuş olan hastaneler sayısı: 36 

❖ Bu hastanelerin kurulduğu ülkeler sayısı: 12 

❖ Cemaatimizin kurduğu dispanserler sayısı: 650 

❖ Bu dispanserlerin bulunduğu ülkelerin sayısı:55 

❖ Yalnız Afrika'da cemaatimizin matbaalarının bulunduğu ülke- 
lerin sayısı: 8 

❖ Cemaatimizin, yuva, ilkokul, ortaokul ve liselerini kurduğu 
ülkeler sayısı: 1 1 

❖ Cemaatimizin kurduğu yuva, ilkokul, ortaokul ve lise sayısı: 
505 

Müslüman Ahmediye Cemaatinin yalnız 2006 yılında elde ettiği 
başarılar şöyle özetlenebilir: 

❖ Otuz üç yeni ülkeye din bilginleri gönderilmiş olup oradaki 
vatandaşlara İslam ile Kur'ân-ı Kerîm bilgisi vermektedirler. 

❖ Yalnız 2006 yılında değişik ülkelerde kurulan yeni cemaat 
kolları: 1284 



36 



MÜJDE 



❖ Cemaatimizin sadece 2006 yılında inşa ettirdiği cami sayısı: 
169. Daha önce inşa edilmiş bulunan ve içinde namaz kılan 
Müslümanların, Müslüman Ahmediye Cemaatine katılmaları 
neticesinde Cemaatimize geçen cami sayısı 130 (Böylece sa- 
dece 2006 yılında Cemaatimizin camilerine ilave edilen cami 
sayısı:299) 

❖ Sadece 2006 yılı içerisinde Cemaatimizin dünyanın değişik 
ülkelerinde açtığı yeni merkez sayısı: 186 

❖ İslamiyet'i tanıtmak ve yaymak gayesiyle otuz dilde kitaplar 
hazırlık safhasındadır. Bir tek 2006 yılında cemaatimizin neş- 
rettiği kitap ve broşür sayısı bir milyon dört yüz bin beş yüz 
doksan sekizdir. 

❖ Sadece 2006 yılında, 106 ülkede 356 değişik kavim ve kabile- 
lere mensup iki yüz altmış bin sekiz yüz otuz dokuz kişi Ce- 
maatimize iştirak etmiştir. Nijerya'da bu sene yüz otuz imam 
Cemaatimize katılmıştır. Gana'da iki "Paramount Chief" 64 ve 
beş "Chief, on sekiz imam cemaatimize iştirak etmiştir. Be- 
nin'de yirmi, Burkina Faso'da on beş, Mali'de yirmi dokuz 
imam, Müslüman Ahmediye Cemaatine katılmıştır. 

❖ Cemaatimizin "M.T. A." adlı üç kanallı televizyon istasyonu 
bulunmaktadır. MTA tarafından 24 saat dini ve kültürel prog- 
ramlar neşredilmektedir. Bu programlar uydu anteni vasıtasıy- 
la dünyanın her yerinde seyredilmektedir. MTA televizyon is- 
tasyonunda on dört şube bulunmaktadır ve yüz on dört erkek 
ve kırk dört kadın bu istasyonda görev yapmaktadır. 

❖ Batı Afrika'nın Siera Leone adlı ülkesinde Müslüman 
Ahmediye Cemaatinin radyo istasyonu da vardır. 

❖ Müslüman Ahmediye Cemaatinin "Vakf-e Nov" adlı bir şube- 
si vardır. Buna göre anne ve babalar çocuklarını doğumdan 
önce İslam ve insanlık hizmetine vakfederler. Şimdiye kadar 



Afrikada dünyanın başka bir yerinde olmayan bir yönetim sistemi var. "Chief 
yerel kral, "Paramount chief yüksel yerel kral demektir. 



MÜJDE 



37 



(2006 yılı) "Vakf-e Nov" çocukların sayısı otuz dört bin sekiz 
yüz on bir olmuştur. Bunlardan yirmi iki bin beş yüz yetmiş 
yedisi erkek ve on iki bin iki yüz otuz dördü kızdır. Doğmadan 
önce vakfedilen çocukların sayısına baktığımız zaman erkek 
çocukların, kız çocukların hemen hemen iki misli oldukları da 
dikkate şayandır. 

Değerli okuyucular! Bu Cemaatin İslamiyet'e yaptığı hizmetlerin 
çok kısa bir bölümüne burada işaret edebildim. Yalnız şunu da söy- 
lemeden edemeyeceğim ki bu hizmetlerin arkasında petrodolarlar 
değil, fakir bir cemaatin üyelerinin halisane ve düzenli bir şekilde 
sundukları bağışlar bulunmaktadır. 

On dokuzuncu asrın sonunda Hıristiyan papazlarının propaganda 
faaliyetleri doruk noktasına varmıştı. Papazlar bütün dünyayı Hıris- 
tiyan yapmaya çalışıyorlardı. Bilhassa bütün İslâm âlemi bu papazla- 
rın yoğun Hıristiyanlaştırma çabalarına maruz kalmıştı ve onlar çok 
geçmeden Müslümanların Hıristiyanlığı kabul edeceklerini bekle- 
mekteydiler. Gerçekten de Müslümanların durumu pek parlak değil- 
di ve birçok kişi Hıristiyanlığı seçmişti. Hatta İslâmiyet'i bırakıp 
Hıristiyanlığa girmiş insanlar arasında tanınmış din adamları ve ho- 
calar bile bulunuyordu. Bu vahim durumda şöyle bir ses yükseldi: 

"İslâmiyet'e zarar vermiş olan bu asrın en büyük fitnesi, papazlar 
fıtnesiydi. Bu yüzden Allah-ü Teâlâ bana Vâdedilen Mesih ismini 
vermiştir... O, bu aciz kulunu on dördüncü asrın başında gönderip 
haç ile ilgili inançları kırmak, yani reddedip yenilgiye uğratmak için 
bana gökten bir kuvvet ve silâh ihsan etmiştir." 65 

Bu ses Hindistan'ın ücra bir köşesinde bulunan Kadiyân adlı köyde 
oturmakta olan Ahmed Hazretlerinin (a.s.) sesiydi. Hz. Ahmed (a.s.) 
var gücüyle insanları İslâmiyet'e davet etti ve şöyle dedi: 



Kitab-ül Beriyye, S. 58-359; Ruhani Hazain, C.13; S.358-359 



38 



MÜJDE 



"Ey yeryüzünde yaşayan bütün insanlar ve ey Doğu ve Batıda bulu- 
nan bütün ruhlar! Ben bütün kuvvetimle sizleri şu yöne davet ediyo- 
rum ki artık yeryüzünde gerçek ve doğru din yalnız İslâm'dır ve 
gerçek ve doğru Allah (c.c.), ancak Kur'ân'm ileri sürdüğü Allah'tır 
(c.c.). Keza daima ruhanî hayata sahip olan peygamber ve celâl (yani 
yücelik) ve tekeddüs (yani kudsiyet ve pak olma) tahtında oturmakta 
olan Hz. Muhammed Mustafa'dır (s.a.v.)." 66 

Bu ses aşağı yukarı bir asır önce yükselmişti. Hz. Ahmed'in (a.s.) bu 
sesi ne gibi bir etki yarattı ve nasıl bir yankı uyandırdı? Haçla ilgili 
inancı yenilgiye uğratmak için Allah tarafından gönderildiğini ileri 
süren Ahmed bu konuda ne gibi zaferler elde etmeyi başardı? Diğer 
dinlere mensup din adamlarına karşı İslâmiyet'i savunmakta ne dere- 
ce başarılı oldu ve İslâmiyet'e ne şekilde hizmetler yaptı? Bu konuda 
ister Müslüman olsun ister Hıristiyan, tarafsız yazarların fikirlerin- 
den örnekler sunmakla yetineceğim. Mirza Hayret adlı tanınmış bir 
gazeteci ve Curzon Gazetesi yazı işleri müdürü bu konudaki fikrini 
şöyle ileri sürer: 

"Ahmed'in Arya Hindu'lara ve Hıristiyan'lara karşı İslâmiyet'e yaptı- 
ğı yüce hizmetler gerçekten methedilmeye değerdir. Ne kadar büyük 
olursa olsun hiç bir Hindu Arya ve ne kadar yüce olursa olsun hiçbir 
Hıristiyan papaz Ahmed'in yanında ağzını açmaya cesaret edemez- 
di." 67 

Nur Muhammed Nakşibendî adlı tanınmış bir din adamı, Eşref Ali 
Hoca'mn hazırladığı Kur'ân-ı Kerîm'in Urdu dilindeki mealinin ön 
sözünde bir olayı zikrederek fikrini şöyle açıklar: 

"Leoffroy adlı bir papaz yanında büyük bir papazlar topluluğu oldu- 
ğu hâlde Avrupa'dan, bütün Hindistan'ı Hıristiyan yapmak amacıyla 
yola çıktı. Avrupalılardan bu gaye için çok para topladı ve ilerde de 



Tiryâk-ül Kulûb, S.7; Ruhani Hazain, C.15; S.141 
Curzon Gazzette, 1 Haziran 1908 



MÜJDE 



39 



onlardan yardım sözü aldı. Böylece Hindistan'a girerek büyük bir 
tufan yarattı... Tam o sırada Kadiyanlı Gulam Ahmed harekete geçti. 

... O, Leofroy'u öyle kıstırdı ki onun için kendisini kurtarmak zor 
oldu ve Ahmed böylece Hindistan'dan Avrupa'ya kadar bütün pa- 
pazları yenilgiye uğrattı." 68 

Mevlâna Ebulkelâm Azâd çok tanınmış bir din adamı, politik bir 
lider ve meşhur bir yazardır. O, da Ahmed Hazretlerinin (a.s.) İslâ- 
miyet'e yaptığı hizmet ve bıraktığı eserler hakkında fikrini şöyle 
açıklar: 

"Mirza Ahmed kalemleriyle cihâd edenlerin ilk sırasına girerek İs- 
lâm savunması hususunda görevini eda etmiş ve Müslümanlar var 
oldukça ve İslâmiyet'i savunmak ulusal hedefleri bulundukça daima 
hatırlanacak olan eserler bırakmıştır. Ahmed'in İslâm'a yaptığı bu 
hizmet, gelecek nesilleri kendisine teşekkür borçlu bırakacaktır." 69 

Ahmed Hazretleri'nin (a.s.) kurduğu Müslüman Ahmediye Cemaati 
İslâmiyet'e ne şekilde hizmet etmektedir? Alman bir araştırmacı olan 
Prof. Keeler Hall'ın bu konudaki ifadesi şöyledir: 

"Ahmediye Cemaatinin misâli tamamen değişiktir. Bu Cemaat için 
bugünün bir tebliğ hareketi tabiri kullanılabilir. Bu Cemaat kendi 
iddiasına göre gerçek ve asıl İslâm'ı bütün dünyaya yeniden yerleş- 
tirmeye azimlidir ve son İlâhî talimat olarak onu yaymaya çalışmak- 
tadır. Bütün İslâm âleminde düzenli olarak gayr-ı Müslim memleket- 
lerde propaganda çalışmaları olan ilk olağan üstü harekettir. Bu Ce- 
maat, Hıristiyanlar gibi düzenli olarak yetiştirilmiş misyonerlerini 
göndermekte, okullar açmakta, kitaplar ve dergilerle İslâm'ı yayma- 
ya ve insanları Müslüman yapmaya çalışmaktadır." 



Dibace, S. 30 

Vekil Gazetesi, Amritsar, Haziran 1908 



40 



MÜJDE 



Hindistan'ın Bombay şehrinden çıkan Cedid Urdu Reporter adlı 
gazetenin, 20 Aralık 1984'deki sayısında bu cemaat hakkında şöyle 
bir yorum yapılmıştır: 

"İslâm'da yenileştirme ve diriltme gücü yoktur demek gerçekten 
uzaktır, çünkü Ahmediye Cemaatinin kendisi İslâmiyet'in yenileş- 
tirme ve diriltme gücünün parlak bir delilidir. Herhalde bu sebepten 
dolayı bu cemaat, Hıristiyan bilginlerinin korkulu rüyası hâlini al- 
mıştır." 70 

M. 66 adlı Katolik bir gazete bu cemaate yapılan haksızlıklara da 
işaret ederek şöyle bir fikir ileri sürmüştür: 

"Ahmediyet, İslâm'ın değişik şekillerinden birisidir fakat o İslâmi- 
yet'i temsil etmeye tamamen haklıdır. Bu hareket hiç şüphesiz muha- 
lif düşünceli Müslümanların şiddetli karşı koymaları ile karşılaşmak- 
tadır; fakat bu muhalifler, ilmî bir şekilde muhatap olmaktan uzak ve 
Katolik zihniyetleri olan insanlardır. Bunlar kendi düşüncelerine 
katılmayanlara kâfir diyerek, dinden dışarı atmak isterler." 71 

İskandinav Ülkeleri Kiliseler Birliği 1969'da Ahmediye Cemaatini 
incelemek gayesiyle bir komisyon kurdu. Bertil JViberg adlı bu ko- 
misyona üye bir papaz, bu cemaat hakkındaki düşüncelerini şöyle 
sergilemektedir: 

"İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna dair Ahmediye Cemaati tarafından 
yapılan itirazlar, bu cemaatin Hıristiyanlığı kendisine en büyük düş- 
man saydığını göstermektedir. Ahmediye Cemaati, Hıristiyanlığın 
uluslararası bir din olduğuna en fazla itiraz eden cemaattir. Bu Ce- 
maat İslâm'ın artık kaybolmuş büyüklüğünü tekrar geri getirmek 
istemektedir... Ahmediye Cemaatinin bugüne kadar ileri sürdüğü 
propaganda çabaları, iddialarının arkasında bir ilerleme gücü bulun- 



A.G.E. C.5, S.22, KezaNaî Dünya, 26 Haziran 1974 
Katolik Gazete M.66 



MÜJDE 



41 



duğunu göstermektedir. Kısacası bu cemaat hareketli İslâm demek- 
tir." 72 

Başka bir Hıristiyan araştırmacı ve yazar Herbert Gotts Chalk, 
Ahmediye Hareketi'ni inceleyerek "Welt Bewe Gende Macht İslam" 
adlı bir kitap yazmıştır. Bu araştırmacı kendi kitabında Müslüman 
Ahmediye Cemaati'nin İslamiyet'i yayma çalışmalarını şöyle özet- 
lemektedir: 

"Barışsever Ahmediye Cemaati, yeryüzünün hemen hemen bütün 
ülkelerinde propaganda çalışmalarını sürdürmektedir... Hıristiyanları 
var gücüyle İslâmlaştırmaya çalışan ve bu amaçla yoğun propaganda 
yapan da bu cemaattir. Bundan önce Müslümanlar arasında ki Hıris- 
tiyan propaganda faaliyetlerinin olumsuz yönleri üzerinde durduk. 
Şimdi ise bu cemaatin propaganda çalışmaları Hıristiyanlığı kendisi- 
ne hedef almıştır. Bu Cemaat Avrupa, Amerika, Afrika, Asya ve 
Avustralya'nın aşağı yukarı bütün büyük şehirlerinde merkez kura- 
rak, Hıristiyan âleminde, ne kadar küçük olursa olsun, bir gedik aç- 
mıştır. Bu Cemaatin çok etkili propaganda çalışmaları vardır. Konfe- 
ranslar verilmekte, gazeteler yayınlanmakta ve düşüncesini yaymak 
için radyo da bir vasıta olarak kullanılmaktadır." 73 

Müslüman Ahmediye Cemaatinin İslâm'ı yaymak gayesiyle yaptığı 
bu çalışmalar ne derece etkili olmuştur? Bir örnek olarak Batı Afri- 
ka'da bu cemaatin çalışmalarıyla ilgili The Pakistan Times gazetesi- 
nin 1 1 Aralık 1 960'daki sayısında çıkan yazının bir bölümünü bura- 
da aktarmakla yetiniyoruz. Bu da değerli okuyuculara cemaatin pro- 
paganda çalışmalarının ne kadar başarılı olduğunu göstermek bakı- 
mından bir fikir vermiş olacaktır: 

"Müslüman Ahmediye Hareketi, modern dünya şartlarına uygun bir 
şekilde İslâmiyet'i açıklamakta ve böylece Hıristiyanlığın tehdidine 
karşı koymaktadır. Bunun neticesi olarak son günlerin kesin araştır- 



Report On Christian Churches, Herbert Gotts Chalk, 1969 
Herbert Gotts Chad Weltbewe Gende Match islam 



42 



MÜJDE 



malarına göre, Batı Afrika'da İslâm dini, Hıristiyanlığa nazaran on 
misli daha hızlı bir şekilde ilerlemektedir." 74 

Bu ifadeler Ahmed Hazretleri'nin (a.s.) yandaşlarının ifadeleri de- 
ğildir. Bu araştırmacıların Müslüman Ahmediye Cemaatiyle bir 
alakası bulunmamaktadır. Bu düşünürler arasında Müslüman olanlar 
da vardır, gayr-ı Müslim olanlar da bulunmaktadır. Bütün bu ifade- 
lerden anladığımız şudur ki Müslüman Ahmediye Cemaati İslâm 
hizmetinde çok faal ve atılgan bir Cemaattir ve İslâmiyet'i dünyaya 
yaymak konusunda, özellikle Afrika kıtasında, akıllara durgunluk 
verebilecek ilerlemeler kaydetmektedir. Bugün İslâm'ın hızlı bir 
şekilde ilerlediğini görmek, Hıristiyan papazların İslâm ulemasından 
kaçtıklarını müşahede etmek isteyen varsa Müslüman Ahmediye 
Cemaatinin çalışmalarını incelesin. Müslüman Ahmediye Cemaati- 
nin başında Hz. Mehdi'nin halifesi olan bir imam bulunmaktadır ve 
bu cemaatin her üyesi ona tâbidir. Bugün tek bir liderin emri altında 
İslâmiyet'i dünyaya yaymaya çalışmak Müslümanlar arasında bir tek 
Müslüman Ahmediye Cemaatine mahsustur ve bu cemaat, bu özel- 
liğinden dolayı böbürlenmeyip tek imamın emri altında âcizane bir 
şekilde İslâmiyet'e hizmet etmektedir. 

Ben bütün dünya Müslümanlarma seslenerek herkesi bu cemaate 
katılmaya davet ediyorum ve Hz. Resulüllah'm (s.a.v.) şu buyruğu- 
nu da hatırlatıyorum: 




"Mehdi Resul' ü gördüğünüz zaman, karlar üzerinden sürünerek de 
olsa gidiniz ve ona bi'at olunuz; unutmayınız ki o, Allah'ın (c.c.) 
hidayet bulmuş halifesidir." 75 



74 The Pakistan Times, 1 1 Aralık, 1960 

75 Bu rivayet birçok hadis kitabında mevcuttur. Meselâ: Ebu Davud, C. 2, Bab-ü 
Hurûc-il Mehdi; El-Müstedrek, Kitab-ül Fiten velmelâhim, S. 464 



MÜJDE 



43 



Bugün kalbinde İslâm sevgisi bulunan her Müslüman, İslâmiyet'i 
diriltecek ve İslâm âlemini birleştirecek bir lider aramaktadır. Her- 
kes bir kurtarıcı arayışı içindedir. Kısacası her aklı başında Müslü- 
man, dört gözle gerçek bir imamı beklemektedir. Oysa bu imam 
çoktan gelmiştir bile. Dinler hiç bir zaman politik liderler, hocalar 
yahut diktatörler eliyle dirilmemiştir. Bu iş için Allah (c.c.) tarafın- 
dan seçilmiş insanlar gönderilir. Hiçbir âyet-i kerime yahut hadis-i 
şerifte bir diktatörün, bir hocanın yahut bir politikacının İslâm'ı diril- 
teceği ve Müslümanları kurtaracağı belirtilmemiştir. Aksine aynı 
kaynaklardan her asırda Allah (c.c.) tarafından bir imam ya da 
müceddidin gönderileceğini, daha sonra en büyük imam olan Mehdi 
İmamın tayin edileceğini öğreniyoruz. O yüzden politik liderlere 
kulak vermek yerine Allah'ın (c.c.) gönderdiği imamı neden arama- 
yalım? 

Hz. Mirza Gulam Ahmed'in (a.s.) Mesih ve Mehdi olduğuna dair 
iddiasının doğruluğunu kanıtlayan deliller çoktur. Birkaç tanesini 
özet olarak şöyle sıralayabiliriz: 

Kendisine çoklukla gaybdan haberler verildi. Gaybı bilen ancak Yü- 
ce Allah'tır (c.c). O (c.c), birçok konuda Hz. Mirza Gulam 
Ahmed'e (a.s.) daha sonra gerçekleşecek olan hadiseler hakkında 
önceden bilgi verdi. Hz. Ahmed (a.s.) de önceden o hadiselerin ce- 
reyan edeceğini bütün insanlara bildirdi. Nitekim o hadiseler önce- 
den bildirdiği gibi olağanüstü bir şekilde vuku buldu. Mesela Dünya 
Savaşı, Rus Çarının acınacak duruma düşmesi, Bengal'in ikiye bö- 
lünmesi, İran, Kore, Japonya ve Afganistan'ın kötü kaderi vb. aynen 
önceden haber verdiği şekilde vuku buldu. 

Kendisine çok bilgili bir erkek çocuk verileceğini önceden haber 
verdi. Bu çocuk önceden verdiği habere göre doğdu ve daha sonra 
"İkinci Halifesi" seçildi. Keza önceden bildirdiği şekilde çok bilgili 
olduğunu da ispat etti. Aynı şekilde Hz. Ahmed'in (a.s.) önceden 
yazdığı habere uygun olarak çok uzun ömüre ulaştı. 



44 



MÜJDE 



Hindistan'da veba salgını varken kendisinin ve gerçek yandaşlarının 
aşı olmayacaklarını; bu konuda Yüce Allah (c.c.) tarafından 



"Herkim senin evinde olursa onu Ben koruyacağım " diye kendisine 
bir garanti verildiğini önceden haber verdi. 76 "Eddar" kelimesiyle 
kastedilenin yalnız maddi evi olmadığını; bilakis kendi talimatları- 
nın murat edildiğini beyan etti ve talimatlarına uyanların veba salgı- 
nından korunacağını önceden yazdı. Nitekim verdiği haberler doğru 
çıktı. Bu konuda daha detaylı bilgi almak için "Nuh'un Gemisi" 
(Keşti-i Nuh) adlı eserine müracaat edilebilir. 

Sadullah adlı düşmanının çocuksuz öleceğini de önceden bildirdi. 
Verdiği bu haber de doğru çıktı. 

Yüce Allah (c.c.) tarafından kendisine şu kelimelerin ilham edildiği- 
ni yazdı: 



"Senin atalarının nesli sona erdirilecek, yeni nesil artık senden baş- 
layacaktır." 77 

Hz. Ahmed (a.s.) kendisine indirilen bu ilhamı şöyle izah etmiştir: 
"Bu aile, bu bölgede çok şöhret kazanmıştı. Ancak Yüce Allah (c.c.) 
bu saygınlığın yalnız maddi durumla sınırlı kalmasını istemedi, çün- 
kü dünyanın saygınlığının, yersiz büyüklük taslamak kibirlenmek ve 
kendini beğenmekten başka hiçbir neticesi yoktur. Onun için Yüce 
Allah (c.c.) şimdi pak vahyinde bana söz vermektedir ve benimle 
muhatap olarak 'şimdi bu aile rengini değiştirecektir ve bu ailenin 
(bütün üyeleri) artık senden başlayacaklardır. Geçmişlerin zikri (da- 
hi) artık sona erdirilecektir' buyurmuştur." 78 



El-Hakem Gazetesi; C.6; Sayı 39; 31 Ekim 1902; S.10 
Tezkire; S. 67 

Hakikat-ül Vahiy; Ruhani Hazain; C.22; Dipnot; S.80 





MÜJDE 



45 



Şimdi Hz. Ahmed'in (a.s.) vefatı üzerinden bir asır geçmişken önce- 
den verdiği bu haberin doğru çıktığını müşahede etmekteyiz. Gördü- 
ğümüz gibi atalarının nesli sona ermiştir ve var olan nesil ancak ve 
ancak kendisinindir. 

Hz. Resulüllah'a (s.a.v.) dil uzatan ve İslamiyet'i küçük düşürmeye 
ve batıl bir din olduğunu yaymaya çalışan Lekram adlı Hindu lider, 
Hz. Mehdi'nin (a.s.) duası neticesinde ve önceden bildirdiği gibi 
helak edildi. Lekram, Kur'ân-ı Kerîm, Tevrat, Zebur ve İncil'in 
yapmacık ve sahte olduğunu; buna mukabil Hz. Mesih-i Mev'ud 
(a.s.) bütün bunların Yüce Allah (c.c.) tarafından olduğunu savunu- 
yordu. 79 

Hz. Ahmed (a.s.), İslam'a, Hz. Resulüllah'a (s.a.v.) ve diğer pey- 
gamberlere dil uzatan Lekram adlı bu Hindu'ya; 

"Ey akılsız ve sapık düşman! Muhammed'in (s.a.v.) düşmanlarını 
paramparça eden kılıcından kork!" 80 

Keza Hz. Mehdi (a.s.) bu Hindu'ya ölümünün bir bayramın hemen 
arkasından olacağını da bildirdi ve bu konuda; 

"Yüce Rabbim (c.c.) bana müjde vermiştir. O, bana müjde vererek 
Lekram 'ın ölümü hakkında haber vermiştir. Sen onun ölüm hadise- 
sini bayram günü göreceksin. Bayram günü, onun ölümüne pek ya- 
kın olacaktır." diye onu uyardı. 81 

Ancak Lekram çirkin iş ve hareketlerinden vazgeçmedi ve Hz. 
Ahmed'in (a.s.) önceden haber verdiği gibi 6 Mart 1897 Cumartesi 
günü helak edildi. Hz. Ahmed'in (a.s.) 5 Mart 1897 Cuma günü 
Müslümanlar Ramazan bayramını kutladılar ve ertesi gün Lekram, 
bilinmeyen birisi tarafından öldürüldü ve katili de bütün aramalara 
rağmen bulunamadı. 

Amerika birleşik Devletlerinde Dowie adlı bir papaz Zion adlı yeni 
bir şehrin temelini atarak orada bir merkez kurmuştu. Bu papaz da 
İslam Dini'nin batıl olduğunu propaganda ediyordu. Sonunda Müs- 
lüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Hz. Ahmed (a.s.) ile 



Habt-i Ahmediye; S. 344-347; 1888 Baskısı 
Dürr-i Semin Farsça; Raqeem Press; 1990, S. 142 
Hakikat-ül Vahiy; Ruhani Hazain; C.22; S.299-300 



46 



MÜJDE 



mübahaleye girdi ve felce yakalanarak helak edildi. Amerika Birle- 
şik Devletlerinde yayınlanan çağdaş gazeteler, "Great is Mirza" baş- 
lığı altında Hz. Ahmed'i (a.s.) methettiler ve önceden verdiği habe- 
rin doğru çıktığını, mübahale düellosunda zafere ulaştığını yazdılar. 

Burada gayb bilgisinin bu derece yüce bir şekilde ancak Yüce Al- 
lah'ın (c.c.) resullerine bahşedildiğini de hatırlatalım. Bu konudaki 
iki Ayet-i Kerime şöyledir: 

"Allah size gaybı bildirecek değildir. Ancak O, (gaybı bildirmek 
üzere) resulleri arasından dilediğini seçer. Onun için (Yüce) Allah'a 
ve O'nun peygamberlerine iman edin. Eğer inanır ve takvayı benim- 
serseniz (sakınırsanız) size çok büyük mükâfat verilecektir." 82 

"Gaybı bilen ancak O'dur. Ancak O, kendi gayb bilgisinden, kendi- 
sinin seçtiği resuller dışında hiçbir kimseye bilgi vermez." 83 

Bunlardan anlaşıldığına göre Allah'ın gönderdiği İmam gelmiştir. 
Ben bunu her Müslüman'a müjdeliyorum. Kurtarıcı gelmiştir. Artık 
onu kabul edip etmemek her insanın kendi isteğine bağlıdır. Ben her 
Müslüman kardeşime müjdeyi verdim. Onu benimseyip benimse- 
memek artık herkesin kendi vicdanına kalmıştır. Sözüme Ahmed 
Hazretleri'nin şu kelimeleriyle son veriyorum: 

"Gök ile yeryüzünün sahibi olan Allah'ımı (c.c.) tanık ederek söyle- 
rim ki ben O'nun (c.c.) tarafmdanım ve O, mucizeleriyle hakkımda 
tanıklık etmektedir. Eğer birisi İlâhî mucizeler bakımından benimle 
başa çıkabilirse o zaman ben yalancıyım. Eğer dualarının kabul 




Maide Suresi; a. 180 
Cin Suresi; a.27-28 



MÜJDE 



47 



edilmesi bakımından birisi benimle boy ölçüşebilirse o zaman da ben 
yalancıyım. Eğer Kur'ân'm ince noktalarını ve derin manalarım be- 
lirtmek konusunda benimle eşit çıkabilirse o zaman yine ben yalan- 
cıyım. Eğer gizli bulunan gayb haberleri ve Allah'ın (c.c.) her şeyi 
yapabilme kuvvetiyle önceden benim vasıtamla belirlenen sırlar ko- 
nusunda benimle yarışa girebilirse o zaman da ben Allah tarafından 
değilim." 84 



Erbe'in, Bölüm Bir, S. 3-4; Ruhani Hazain, C.17, S. 343-344 



48 MÜJDE